Kalkınma Bakanlığı Orta Vadeli Planı’nı Açıkladı

orta-vadeli-plan-aciklandi

Kalkınma Bakanlığı tarafından hazırlanan ve Türkiye ekonomisinin makroekonomik ve finansal istikrarını güçlendirmeye yönelik olarak 3 yıl vadeli amaç ve hedefleri içeren Orta Vadeli Program (OVP) 2014-2016 açıklandı. Açıklanan programda, dünya ekonomisindeki belirsizlik ortamının Türkiye’ye etkilerini asgari düzeyde tutarak, bir yandan cari açığı tedrici olarak düşürmek diğer yandan ekonomik büyümeyi artırmak temel amaç olarak belirlendi.

Bu amaca ulaşmak üzere yurtiçi tasarrufları artırmak, mevcut kaynakları üretken alanlara yönlendirmek, ekonominin verimlilik düzeyini yükseltmek, istihdamı artırmak, enflasyonu düşürmek ve kamu maliyesinde güçlü duruşu devam ettirmek temel öncelikler haline getirilmiştir.

Programda Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH)’deki büyüme, istihdam politikaları ve işsizlik, ödemeler dengesi ve cari açık, fiyat artışları, bütçe dengesi ve borçlanma gibi makroekonomik göstergelerin zaman içindeki gelişimi ve sonraki yıllara ilişkin tahminler ile iç ve dış piyasalarda yaşanan gelişmeler yer aldı.

Gelişmekte Olan Ülkelerin Para Birimlerinde Baskı Olabilir

Orta Vadeli Program mercek altına alındığında faizler açısından bazı ipuçları çıkarmak mümkündür. Programın 2013 yılı Dünya Ekonomik Görünümü Raporuna atıfta bulunan bölümünde:

  • ABD Merkez Bankası’nın 22 Mayıs ve 19 Haziran 2013 tarihlerinde yaptığı, ekonomide istikrarlı bir büyüme görülmesi durumunda tahvil alımlarını azaltacağı yönündeki açıklamalarının piyasalar tarafından genişlemeci para politikasından çıkış sinyali olarak algılandığı ve bu süreçte, gelişmekte olan ekonomilerden sermaye çıkışları yaşanarak, bu ülkelerde tahvil faiz oranlarının arttığı, borsalar ve ulusal para birimlerinin değer kaybettiği,
  • Küresel düzeyde gelişmiş ülkelerden kaynaklanan riskler azalmış olmakla birlikte, halen önemini koruduğu, para politikalarına ilişkin yaşanan gelişmeler sonucu varlık fiyatlarında, para, finans ve döviz piyasalarında yeniden dengelenme süreci yaşandığı, bu çerçevede önümüzdeki döneme ilişkin bazı risklerin öne çıktığı,
  • ABD Merkez Bankası’nın  kısa vadede parasal genişlemeden nasıl bir çıkış stratejisi izleyeceği, orta ve uzun vadede ise faiz artırma sürecine nasıl geçileceğinin küresel likidite koşulları ve sermaye akımları üzerinde belirleyici olacağı,
  • Orta ve uzun vadede sermaye hareketlerinde iktisadi temellerin belirleyici olması beklense de kısa vadede gelişmiş ülkelerin para politikalarından kaynaklanan belirsizliklerin finansal dalgalanmalara yol açabileceği,
  • Sonuç olarak önümüzdeki dönemde küresel likiditenin azalacak olmasının, yapısal sorunlara sahip gelişmekte olan ülkelerin piyasalarında oynaklığa yol açabileceği ve bu ülkelerin para birimleri üzerinde baskı oluşturabileceği belirtilmektedir.

Türkiye açısından ele alınacak olursa, büyük ölçüde yüksek ithalat bağımlılığı ve düşük iç tasarruflardan kaynaklanan cari açık ve diğer yapısal sorunlar nedeniyle finansal piyasanın kısa vadede dış finansal dalgalanmalardan etkilenme olasılığı çok yüksek. Yakın tarihlere bakıldığında 2013 yılı Mayıs ve Haziran aylarında ABD Merkez Bankası açıklamaları sonrasında T.C. Merkez Bankası’nın faiz bandının üst sınırında artışa gitmesi dış finansal etkinin önemli bir örneği olarak gösterebilirler.

Beğendiyseniz paylaşın!Share on LinkedInShare on Google+Tweet about this on TwitterPin on PinterestShare on FacebookEmail this to someone

Yorumlar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir